29/10/2006 - başörtüsü

Baş örtüsü
Rabbim teala bütün mümin hanımların güzelliklerini , zinetlerini örtecek bir dış elbise giymesini........ Bu elbise ile bütün insanların dilinden, gözlerinden uzaklasmasını kendilerini korumalarını......... bu örtüleriyle vücudunun yüzlerini ve vucudunun diğer azalarını kapatmalarını................ hastalıklı kişilere hedef olmamalarını........... facir, ahlaksız, gayrimüslim kadınlardan ayırd edilip, uzak olmalarını.............. ve hiç kimsenin müminler hanımlar için fenalık, kötülük düşünmemesini ister.................
Müslüman kadınların örtüleri iffet ve namuslarını muhafaza edip korumaya en büyük sebebtir...... bu sebeble onlardan kalbi bozuk kimselerde bir sey umamazlar.............
Rabbim teala emirlerini yerine getirenlere mağfiret eder, O bütün kullarına en çok merhamet edendir..... Kullarına ancak dünyada selamete ve ahirette saadete vesile olacak şeyleri emreder..
Örtünme Ahlak İlişkisi : Toplumsal anlamda ahlak ; insanlar arası ilişkilerde temel esasi teşkil eden bir olgudur. Bir toplumda birbirleriyle ilişki içersinde olan fertlerin uyması gereken asgari ortak bir özellik vardır. İste örtü ve örtünme toplumsal ve ahlaki kurallardan olan ve yazılımda ( fıtratta) varolan haya duygusunun harekete gelmesiyle gösterilen ani işaret etmektedir. Bu insanin yaratılısıyla birlikte, şeytanla H.Z. Adem arasında vuku bulan çıplak kalma ve örtünme olayını yalnızca cennete özgü bir vakıa olmaktan çıkarıp tüm insanlık boyunca süren bir mücadele haline sokar. Ayni şekilde örtünme olayı fıtri bir olaydır. Bundan dolayı H.Z Adem ile esi çıplaklıkla beraber ayni zamanda, o ana kadar hissetmedikleri bir duyguyu hissederek bir şekilde örtünmeye başlamışlardı. Böylece beşeri ilişkilere haya duygusu o andan itibaren hakim olmaya başladı. Haya toplumsal yasamın ilk kuralı haline gelmiş oldu. İnsanla başlayan ve insanin imtiyazı haline gelen örtünme ; Kur’an-ı Kerim’in üzerinde durduğu bir konudur. İnsana takvalı ve iffetli olmayı öğütleyen Kur’an, bu amaçla kadın ve erkeğe örtünmeyi emretmektedir. Bununla beraber toplumsal iffeti korumak amacıyla temel şart olarak, örtünmeyi emreden Kur’an , bunun yanında hal ve hareketlere de dikkat edilmesi gerektiğini vurgular. Bu amaçla özellikle kadın üzerinde yoğunlaşan Kur’an-ı Kerim ; kadına cahili bir takım adetleri (örneğin kırıtarak yürümesini) terk etmesi gerektiği üzerinde durur.
Örtünme, her şeyden önce kadın ve erkeğin birbirlerine karşı riayet etmeleri gereken bir hükümdür. İlişki ve dolayısıyla bakma olmazsa hicabı söz konusu etmek kökten boş ve abes bir şey olur. İşte kadınların örtünme gerekliliği, mahrem olmayan erkeklerin onları görmelerinden kaynaklanıyor. Çünkü birbirine yabancı olan kadın ile erkeğin örtüsüz ve ölçüsüz ilişkileri, şehvet kıvılcımlarını tutuşturarak, onların hayatını sağlık ve istikrar rayından çıkartarak, hayvanî bir yaşantıya ve bedbahtlığa çevirebilir. Nur ve ahzap surelerinde Mevlâ teâlâ şöyle buyuruyor :. "Ey Habibim ! S.a.v Müzmin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Bu onların arınması için daha iyidir. Allah hiç şüphesiz onların yaptıklarından haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesnâ, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya kayınbabaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya Müslüman kadınlar veya câriyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçileri ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsün bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar, saadete ermeniz için hepiniz tövbe ederek Allah'ın hükmüne dönün."
Kullarının selamet ve saadetini dileyen Rabbimiz, peygamberleri ve kitapları vasıtasıyla hak yolu bildirmiş ve insanlığın o yola girmesini emretmiştir. Habib-i Kibriya s.a.v. peygamberlerin, Kur'an-ı Kerim de kitapların sonuncusudur. Tebliğ edilen hak yolun adı, Rabbimiz'in adlandırmasıyla “İslâm”dır. Müberra dinimiz İslâm, sadece Allah ile kul arasındaki mücerret bağdan ibaret değildir. Fertlerin ve toplumların bütün ihtiyaçlarını içine alan eşsiz bir nizamdır. Müslüman, bu nizamı eksiksiz olarak kabul eden insandır ve balık su içinde bulunduğu müddetçe nasıl huzurluysa, müslüman da İslâm'ın emir ve yasaklarına uyduğu nisbette huzur bulur. İslâm yalnızca kişinin vicdanına bırakılan bir din değildir. Dinimiz, “hayatım yalnızca benimle Allah arasında, başkasını ilgilendirmez” sözüne izin vermez. Bütün hayatları ve hayatın bütün safhalarını birbirine bağlar. O halde imanla şereflenen her mümin İslâm dininin emir ve yasaklarına uygun olarak yaşamak mecburiyetindedir. Zaman ve mekân ne olursa olsun, müslüman, hayatının gidişatını bu ulvî nizama göre çizmelidir. İmanda samimi olmanın ölçüsü de budur. Samimi iman sahibi olan her müslüman bilir ve kesin olarak inanır ki, yüce dinimizin verdiği her emir insanın fıtratına ve ruhuna uygun, kişinin saadetine ve kurtuluşuna vesiledir. Yüce dinimizin emir ye yasakları tartışılmaksızın kabul edilir, pazarlık yapılmaz, işine gelmeyince reddedilmez. Fakat zaman zaman bu yüce dine mensub olanların da, ne cüretle bilinmez, Cenab-ı Mevlâ'nın kimi emirlerini bile bile anlamazdan geldikleri, kendi arzularına göre yorumladıkları, tahrif ettikleri görülür. Bu emirlerden biri, belki de en çok dile getirileni, yıpratılmaya çalışılanı, etrafında fırtınalar koparılanı hanımlara yönelik örtünme emridir. Halbuki kadınların örtünmeleri, tesettüre riayet etmeleri, dinimizin kesin emirlerinden biridir. Tesettür, Rabb'ü-l Alemin'e karşı kulun itaat ölçülerinden biridir. Tesettür aynı zamanda iffet, fazilet, şeref, hürriyet ve saadettir. Her emrinde mutlak hikmet sahibi olan Yüce Rabbimiz, mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: “Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, (ihtiyaçları için dışarı çıkacakları zaman) dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Böyle giyinmeleri, tanınıp eziyet edilmemeleri için daha uygundur. Allah, çok bağışlayıcı ve çok esirgeyicidir.” (Ahzap, 59) Diğer bir ayet-i celilede ise şöyle buyurulmaktadır: “(Habibim) mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu boyun, kulak, baş, kol ve bacak gibi yerlerini) açıp göstermesinler. Ancak bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz, eller, ayaklar) müstesna. Başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar (Göğüs ve boyunlarını göstermesinler). Ziynet (yer)lerini ancak şu kimselere gösterebilirler: Kocalarına, babalarına, kocalarının (başka anadan olma) oğullarına, kendi erkek kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, müslüman kadınlarına, ellerindeki cariyelere, (şehvetsiz ve kadına) ihtiyacı olmayan ihtiyar kimselere, henüz kadınların gizli yerlerinin farkına varmamış olan çocuklara. Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da (yere veya birbirine) vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah'a tevbe edin ki dünya ve ahiret saadetine kavuşasınız.” (Nur, 31) Evet; ayet-i celile açıkça gösteriyor ki, müslüman kadınların yüzleri, elleri ve bir rivayete göre ayakları hariç, bütün uzuvlarını örtmeleri farzdır. Açmaları ise haramdır. O halde hiçbir müslüman kadın yüzü, elleri ve ayakları dışında hiçbir yerini, kendisine nikah düşen yabancı erkeklere gösteremez. Ancak yukarıdaki ayet-i celilede zikredilen on iki kimseye İslâm hukukunun tayin ettiği ölçüler dahilinde ziynet yerlerini göstermeleri caizdir. Bunların dışında bir müslüman kadın dışarıya, yabancı erkeklerin görebileceği bir yere gitmek zorunda olduğu zaman saçlarını, kollarını, bacaklarını, ziynet ve süslerini kapatarak çıkmaya, yani tesettüre riayet ederek çıkmaya mecburdur. Bunu yaparken, giysisinin vücut hatlarını gösterecek kadar ince veya dar olmamasına da özen göstermek zorunludur. Bu bakımdan günümüzdeki bazı tesettür uygulamaları örtünme vasfını yitirmiş görünmektedir. Müslümanların buna da dikkat etmesi, hakka batıl karıştırmaması büyük bir vazifedir. Rabbimiz, Habib-i Kibriya s.a.v.'in hanımlarının şahsında bütün müslüman hanımlara şöyle emreder: “(Ey peygamber hanımları) evlerinizde oturun (ve ihtiyacınız için dışarı çıkmanız gerektiğinde) evvelki cahiliyet (zamanında süslenerek, ince elbiseler giyerek, açılıp saçılarak sokağa çıkan kadınların) çıkışı gibi çıkmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin.” (Ahzap, 33) Hz. Aişe ve Ümmü Seleme r.a. validelerimizin bildirdiğine göre, yukarıda zikredilen tesettürle ilgili ayet-i celileler nazil olduğu zaman, müslüman hanımlar derhal vücutlarını örtmüşler, tereddüt göstermeden Allah'ın emrine itaat etmişlerdir. Kuvvetli bir iman ve hayânın neticesi olan örtünme büyük bir değer ifade etmektedir. Nefsin süfli arzularına uyma yerine, kainatın şirin bir misafiri olarak, misafirhane sahibinin emirleri istikametinde hareket etmek büyük önem taşır. Aslında kadının fıtratı da bu ilâhi emire uygunluk arzeder. Çünkü kadın, yaradılışı gereği bir sakınma duygusu hissederek örtüsüne sığınır. Böylece nâmahremlerin dikkatini çekmekten, onların kem bakış ve kötü düşüncelerine hedef olmaktan kurtulur. Zira kadının kalesi ve siperi örtüsüdür. Tesettüre riayet etmemek, yani açık-saçıklık, sadece bireye değil, aile kurumuna da zarar vericidir. Yalnızca birbirlerine ait olma hissiyle hareket edip, bunun için söz verenler, tesettür emrine riayet edip mahremiyeti korumalıdırlar. Aksi halde karşılıklı güven, sevgi ve hürmete dayanan aile mutluluğu sarsılır. Kimse güvensiz bir evlilik yapmak istemez. Asrımızda örtünmenin, sakınmanın büyük oranda terkedilmiş olması, evlenme oranının gittikçe azalmasına sebep olmuştur. İnsanların bekâr kalmayı tercih edişlerindeki artış gösteriyor ki, tesettürün aile ocağının kurulmasında ve devamında büyük rolü vardır. Örtünmenin hürriyeti kısıtladığını savunabilirler. Sormak gerekir, nefsin arzularına esir olmak, hayvanî duyguların emrine girmek nasıl bir hürriyet olabilir? Öyle de olsa, kim istediğine ne kadar ulaşabilir? Mevlâ nasip etmedikçe kimsenin eline bir şey geçmez. O'na karşı gelinmekle de huzur bulunmaz. Gerçek hürriyet, Rabbimiz'in emirlerine kayıtsız şartsız teslim olmaktır. Örtünmek, Allah'a, Peygamber s.a.v.'e, Kur'an'a inanan herkes için mukaddes bir emirdir. Tesettür, müslüman hanımın hürriyetini gasbetmek, kısıtlamak, medeni haklarını çiğnemek için değil, bilakis bunları yerli yerine koymak ve korumak içindir. Tesettür, asalet ve faziletin ölçüsüdür. Çünkü asalet ve fazilet, dinin emirlerine uyup uymama bakımından kıyaslanır. Örtünmek imanın, edebin, hayânın açık bir ifadesidir. Habib-i Edip s.a.v. Efendimiz hadis-i şeriflerinde: “Hayâ imandandır. İman ise cennete götürür.” ve “Hayâ güzeldir. Fakat kadınlarda çok daha güzeldir.” buyurmuşlardır. Müslüman ebeveynler, ana-babalar, kızlarına, gelinlerine örtünmenin faziletini, hayâ perdesinin ulviyetini öğretmek zorundadırlar. Hayâ kaybedildiği an her şey kaybolmuştur. Bundan sonra dünyadaki hiçbir güzelliğin anlamı kalmaz. Hayâ perdesi yırtılmış insan bir avuç topraktır. İnsan olma vasfını yitirmiştir. Müslüman kadınların örneği, Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Fatıma (Allah onlardan razı olsun) gibi validelerimizdir; ar perdesini yırtmış olanlar değil. Asr-ı Saadet'in hanımları, ayet-i celile nazil olur olmaz hemen örtünüyorlar. Asrımızda ise bin beş yüz yıldır gelmiş olan bu emir göz ardı edilmekte, ona uyulmamaktadır. Bütün bunların sebebi birer baba, birer ana olarak üzerimize düşen vazifelerimizi yapmadığımız; hanımımıza, kızımıza, gelinimize, İslâm'ın iffet ve faziletini öğretmediğimiz ve yaşamadığımız içindir. Tesettür, yani örtünmek, kendini haramdan gizleyip korumak dinimizin çok açık bir emridir. Dinimizin emirleri de, tartışılmak için değil, uyulmak içindir. Dinin emirlerine itaat etmeyip, dünyanın emrine girenler de, bir meta gibi kullanılmaktan kurtulamazlar.
Rabbimiz'in tevfik ve inayeti ile...
|