29/10/2006 - zeyl-ül hubab

Zeyl-ül Hubab
Öyle bir Allah'a hamd, medh ü senalar ederiz ki, şu âlem-i kebir onun icadıdır. Ve insan denilen şu küçük âlem de onun ibdaıdır. Biri inşâsı, diğeri binasıdır. Biri san'atı, diğeri sıbgasıdır. Biri nakşı, diğeri zînetidir. Biri rahmeti, diğeri nimetidir. Biri kudreti, diğeri hikmetidir. Biri azameti, diğeri rububiyetidir. Biri mahluku, diğeri masnuudur. Biri mülkü, diğeri memlûküdür. Biri mescidi, diğeri abdidir. Evet bütün bu şeyler, eczasıyla beraber Allah'ın mülkü ve malı olduğu, i'câzvari sikke ve mühürleriyle sabittir...
ey yer yüzünü ve gök yüzünü ayakta tutan allahım bütün mahlukatınıve masnuatını şahit gösteririzki allah sensin senden başka ilah yoktur sen birsin ortagın yoktur senden günahlarımızın affını diliyoruz ve sanatevbe ediyoruz muhammedin senin kulun ve rasulün olduguna tanıklık ediyoruz onu alemlere rahmet olarak gönderdin allahım onun şanına ve senin rahmetine yakışacak şekilde ona bütün al ve ashabına selat ve selam eyle amin
İ’lem Eyyühel-Aziz! (ey aziz kardeş bilesinki) Her kim kendisini Allah'a mal ederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah'a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur. Allah'a mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve her şeyin ondan olduğunu ve ona döndügünü bilmekleolur.
İ’lem Eyyühel-Aziz! (ey aziz kardeş bilesinki) Cenab-ı Hakk'ın sana verdigi vücud ile vücuda lâzım olan şeyler,sahiplenmek suretiyle değildir. Yani, senin mülkün ve malın olup istediğin gibi tasarruf etmek için verilmemiştir. Ancak o gibi nimetlerde, Allah'ın rızasına muvafık tasarruf edilebilir. Evet bir misafir, ev sahibinin iznine ve rızasına muvafık olmayacak derecede, yemeklerde ve sair şeylerde israf edemez.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) Gözleri küsuf tutmuş bazı adamlar, gözleri önünde vukua gelen sayısız sınırsız hususî haşr ü neşirleri kör gözleriyle gördükleri halde,büyük kıyameti ve varlıkların dirilişini nasıl garip görüyorlar ? Acaba çiçek açıp, meyve veren ağaçlarda her sene icad edilen meyvelerin haşr ü neşirlerini gördükten sonra varlıkların dirilişini akıldan uzak gören sıkılmazmı sıkılmaz mı? Eğer onlar gözle görürcesine kesin kanaat i ile varlıkların dirilişini görmek isterlerse, -akıllarını da beraber bulundurmak şartıyla- yaz mevsiminde küre-i arz bahçesine girsinler. Acaba ağaç dallarından sallanan o tatlı, ballı, n0azif, latif kudret mu'cizeleri o mahlukat-ı latife, evvelkisinin yani ölüp giden semeratın aynı veya misli değil midir?
Eğer insanlarda olduğu gibi o meyvelerde de ruh birligi olmuş olsa idi, geçmiş ve gelen yeni meyveler birbirinin aynı olmaz mıydı? Fakat ruhları olmadığı için aralarında ayniyete yakın öyle bir misliyet vardır ki, ne aynıdır ve ne de gayr keyfiyeti gösterir. Acaba meyvelerdeki bu vaziyeti gören haşri akıldan uzak edebilir mi?
Ve keza manevî asansörler ile lâzım olan erzak ve gıdalarını ağacın yüksek dallarına çıkartmakla, tebessümleriyle güzelliklerini gösteren dut ve kayısı gibi meyveleri kuru ve camid bir ağaçtan ihraç ve icad etmekle o kuru ağacı acib bir vaziyete ve hayatdar antika bir şekle koyan ezeli kudrete varlıkların dirilişi ağır gelir mi? Hâşâ! Bu latif, nâzik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiç bir şey ağır gelmez. Bu bedihî bir mes'eledir. Fakat gözleri kör olanlar göremiyorlar.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın (anlatımı mucize olan kur’an) her bir suresi, bütün Kur'anın içinde bulunanları icmâlen ihtiva ettiği gibi, sair surelerde zikredilen makasatları ve mühim kıssaları da tazammun etmiştir. Bundaki hikmet, Kur'an'ı tamamen okumaya vakti müsaid olmayan veya ancak bir kısmını veya bir sûresini okuyabilen insanlar, Kur'anın hepsini okumaktan hasıl olan sevabdan mahrum kalmamasıdır.
Evet mükellefîn arasında bulunan ümmîler ancak bir sureyi okuyabilirler. İ’caz-ı Kur'an( kur’an’ın mucize niteligindeki mucize tarzı)onları da tam sevab kazanmaktan mahrum etmemek için, bu nükte-i i'caziyeyi tâkib ederek bir sureyi tam Kur'an hükmünde kılmıştır.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) Maddiyattan olmayan, bilhassa mahiyetleri farklı olan bir çoklukta tasarruf eden bir zâtın, o çokluğun her birisiyle bizzât temas etmesi ve ilgilenmesi lâzım değildir Evet asker neferatı arasında bir kumandanın tasarrufâtı, tanzimâtı, ancak emir ve iradesiyle husule gelir. Eğer o kumandanlık vazifeleri ve işleri neferata havale edilirse, her bir neferin bizzât temas etmesi ve hizmetiyle veya her bir neferin bir kumandan kesilmesiyle vücud bulacaktır. Binaenaleyh Cenab-ı Hakk'ın mahlukatındaki tasarrufu, yalnız bir emir ve irade ile olur. Bizzât temas etmesi yoktur.güneşin kâinatı aydınlattıgı gibi
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.
(*)Ehemmiyetli Evet hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür'atle çalıştırıyor. Arz sefinesi de, sür'atle giderken (bulutların kayıp gitmesi gibi kayıp giderler neml suresi 88) âyetini okuyor. Arz gemisi sür'atle yürürken, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firakın elemi, telaki lezzetinden ağırdır.
Ey nefs-i emmarem! Sana tabi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; ben ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve arzı bana müsahhar eden Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelal'e abd olurum. (her şeyi hikmetle yaratan ululuk sahibi olan allah)
Ve keza kader muhitinde uçan tayyare-i ömre veya hayat dağları arasında açılan uhdud ve tünellerinden şimşekvâri geçen zamanın şimendiferine bindirerek, ebed-ül âbâd memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevkeden Hâlık-ı Rahman-ür Rahîm'den meded istiyorum.
Ve keza hiç bir şeyi dualarıma, istigaselerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem. Ancak küre-i arzı harekete getiren felek çarklarını durdurmağa ve şems ve kamerin birleştirilmesiyle zamanın hareketini teskin ettirmeğe ve vücudun şahikalarından yuvarlanıp gelen şu dünyayı sâkin kılmağa kadir olan kudreti nihayetsiz Rabb-i Zülcelal'e dualarımı, niyazlarımı arz ve takdim ediyorum. Çünki her şeyle alâkadar âmâl ve makasıdım vardır.
Ve keza kalbime vâki olan en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin meyil ve emellerini tatmin ettiği gibi; akıl ve hayalimin de temenni ettikleri saadet-i ebediyeyi vermeğe kadir olan Zât-ı Akdes'ten başka kimseye ibadet etmiyorum. Evet dünyayı âhirete dönüştürmekle kıyameti koparan kudret muktedirdir, âciz değildir. Bir zerre o kudretin nazarında gizlenemez. Şems, büyüklüğüne güvenerek o kudretin elinden kurtulamaz. Evet onun marifetiyle elemler lezzetlere inkılab eder.
Evet Onun mârifeti olmazsa, ilimler kuruntulara döner. Hikmetler illet ve belalara tebeddül eder. Vücud yokluga inkılab eder. Hayat ölüme ve nurlar karanlıklara ve lezzetler günahlara tahavvül eder. Evet Onun mârifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a'da ve düşman olurlar. Beka bela olur, kemal heba olur, ömür heva olur. Hayat azab olur, akıl azap olur. Emeller arzular, elemlere üzüntülere döner
Evet Allah'a kul ve hizmetkâr olana her şey hizmetkâr olur. Bu da, her şey Allah'ın mülk ve malı olduğuna iman ve iz'an ile olur.
Evet kudret, insanı çok dairelerle alâkadar bir vaziyette yaratmıştır. En küçük ve en hakir bir dairede, insanın eli yetişebilecek kadar insana bir ihtiyar, bir iktidar vermiştir. Ferşten arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır.
Evet (de ki duanız olmasaydı rabbim size ne deger verirdi? Furkan suresi 77)âyet-i kerimesi, bu hakikatı tenvir ve isbata kâfidir. Öyle ise, çocuğun eli yetişemediği bir şeyi peder ve vâlidesinden istediği gibi;kul da, acz ve fakrıyla Rabbına iltica eder ve Hâlıkından ister.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) Eşyada görünen nev'î ve ferdî vahdetler,her şeyi sanatlı yapan cenabı hakkın birlik sırrından kaynaklanmıştır Çünki kuvvet dağılmıyor. Bir kısmına çok, bir kısmına az sarfedilmekle kudrette, kuvvetin parçalara ayrılması ve kısımlara ayrılması olmuyor. Eğer birlik olmasa idi, kudretin yaptığı sarfiyatta farklılık olsa idi,sanatlı olan varlıklar da farklılık ve intizamsızlık olurdu. Demek kudretin birlikle beraber sanatlı olan varlıklarda yaptığı tasarrufu, güneşin ışıgı gibidir ki, bir güneşi parça ve bütün ayırım ve farklılık gözetmeden her şeyi aydınlattıgı gibi, tecellisiyle de her şeyin yanında mevcuddur. Binaenaleyh mümkinat dairesi efradından vazifelendirilen miskin, camid, ölü ve nur ismine mazhar güneşte birlik sırrı sayesinde bu kadar intizamlı tasarruf olursa ezeli güneş ve ebedi sultan , Kayyum-u Sermedî, (varlıgı kendisinden olup her şeyin kendisiyle ayakta durdugu ebedi olan allah) Vâcib-ül Vücud,( varlıgı zaruri olan allah) Vâhid-i Ehad'in (tek ve birolan allah) sanatlı olarak yapılmış varlıklara tasarrufu nasıl olacaktır?
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) her şeyi sanatlı yapan cenabı hakkın birligine en sadık şahidlerden birincisi: Cüz'î ve küllî eşyalarda görünen birliklerdir Çünki herhangi bir şey zerreden âleme kadar birlik ile sıfatlanmış ve alâkadardır. Öyle ise, her şeyi sanatlı yapan cenabı hakkın birligin de de birlik var. Öyle ise, her şeyi sanatlı yapan cenabı hak birdir
İkincisi: Her şeyde kabiliyetinin liyakatına göre bir tam saglamlılık vardır. En âdi, küçük nebatî ve hayvanî bir şeyde kör gözler bile gördükleri öyle bir antika eser-i san'at vardır ki, insanları hayrette bırakır.
Üçüncüsü: Herşeyin icad ve inşasındaki sühulettir. Gözle görünen san'attaki sühulet isbata, delile muhtaç değildir.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) Küre-i arz mağazasından yiyecekler ve içecekler ve elbiseler ve sâir ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz. Parasız aldığınız bu malları İlahî hazineden almayıp birer birer sebeblere yaptıracak olursanız, acaba bir nar tanesini ne kadar zamanlarda elde edip, ne kadar pahalı alacaksınız? Çünki o nar, bütün eşya ile alâkadardır. Az bir zamanda, az bir kıymetle husule gelmesi imkân haricidir. Ve aynı zamanda ondaki zînet, intizam, san'at, râyiha, tat ve koku gibi latif şeylerden anlaşılıyor ki, o nar tanesi öyle bir Sâni'in (her şeyi sanatlı yapan cenabı hak) sanatlı olrak yapılmış varlıklarıdır ki, icadında külfet ve temas yoktur.
Mes'ele böyle olduğu halde, haşeratın zevk ve heveslerini tatmin için her bir noktasında bin türlü mucize nükteleri bulunan o küre-i arz mağazasındaki eşyanın Sâni'i ya(her şeyi sanatlı yapan cenabı hak) şuursuz, hissiz, iradesiz, ilimsiz, ihtiyarsız, kemalsizdir ki, bu kadar bol kıymetli antika eşyayı parasız dağıtıyor. Bu bâtıl ihtimal, isbata muhtaç olmayan bedihî bir hakikattir. Veya o hazine sahibi o hazineyi âhirete gitmek üzere gelip muvakkaten kalan insanlara İlahî ve Rahmanî bir sofra olarak yaratmıştır. O görünmeyen hazinede eşyanın icadı “Kün”(ol) emri ile bağlıdır.
Ve bütün eşyanın melekûtiyetleri santral gibi Hakîm, Kadîr, Mürîd, Alîm bir Vâcib-ül Vücud'un yed-i kudretindedir.
Maahaza o İlahî sofradaki eşya yalnız insan ve hayvanların lezzet ve zevklerinin tatmini için değildir. Her bir yiyip içilerek bitirilen tüketilmiş her bir şey canlılara ait cüz'î faidelerden başka esma-i İlahiyenin tecelliyatına ve faaliyetteki esrar ve şuûnatına ait sonsuz hikmetler, gayeler vardır. Öyle ise, bu bütün ziyafetler ve bu bütün bereketin bir kör kuvvetten ortaya çıkması ve bu eşyanın neticeleri ve meyveleri sel gibi akıp ittifakı ve tesâdüfün eline havâlesi imkansızdır Çünki o eşyanın intizamlı hakîmane şekillenmeleri ve şuurkârane saglam hususiyatı kör tesadüf ve ittifakı reddediyor. Öyle de: O sofra-i rahmetteki ucuzluk ve kolaylık ve çokluk o eşyanın bir Cevvad-ı Mutlak'tan, (sınırsız cömert)bir Hakîm-i Mutlak'tan,(herşeye hakim olan allahtan )bir Kadîr-i Mutlak'tan geldiğini gösteren şahidlerdir.
İ’lem ey sebeblere mübtela insan! Bil ki, sebebin halkı ve sebebiyetinin takdiri ve sebeblerin neticesinde meydana gelen şeylerin vücuduna lâzım olan şeylerle techizi, kudretine nisbetle zerreler ve güneşler eşit olan Zât'ın “Kün”(ol) emriyle sebeblerin neticesinde meydana gelen şeyleri halketmesinden daha kolay, daha ekmel, daha a'lâ değildir.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki)Dünyada görülen bilhassa nebatî ve hayvanî hayatlarda müşahede edilen yokluklar idamlar,degişmesi yenilenmesi benzerlerinden ibarettir. İmanlı olan kimselere göre zeval ve firakın acısı değil, yerlerine gelen emsalleriyle kavuşmanın lezzeti hasıl oluyor. Öyle ise, imana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki)cahiliye bagnazlıgı ırkçılk birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalalet, riya ve karanlıktan olmuşmuş bir macundur. Bunun için milliyetçiler, milliyeti ilah zannediyorlar Hamiyet-i İslâmiye ise, nur-u imandan in'ikas edip dalgalanan bir ziyadır.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) dinsizler ile ve bilhassa Avrupa mukallidleriyle münazara ile ugraşanlar büyük bir tehlikeye maruzdurlar. Çünki nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle yavaş yavaş hasımlarına mağlub olur ki, tarafsız muhakeme denilen insaflı şekilde münazarada nefs-i emmareye emniyet edilemez. Çünki insaflı bir münazır, hayalî bir münazara sahasında, arasıra hasmının libasını giyer, ona bir dâva vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla, dimağında bir tenkid lekesinin husule geleceğinden, zarar verir. Lâkin niyeti hâlis olur ve kuvvetine güvenirse, zararı yoktur. Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru' ve istiğfardır. Bu suretle o lekeyi izale edebilir.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) Bu küre-i arz misafirhanesi, insanların mülk ve malı değildir. Ancak insanlar, amele gibi o misafirhanenin çeşit çeşit işlerinde ve süslemelerinde çalışırlar. Eğer küre-i arzın haricinden yabancı birisi gelip misafirhanenin bir mu'cize ve hârika olduğuna ve insanların da âciz, fakir, muhtaç olduklarına dikkat ederse, bu insanlar bu binaya sahib ve sâni' olacak bir iktidarda değildir, ancak böyle hârika bir sanatlı olrak yapılmış varlıklar sânii (her şeyi sanatlı yapan cenabı hak) mucizeli olduğuna kat'iyetle hükmedecektir. Ve bu insanlar, o Sultan-ı Ezelî'nin makasıdına çalışan amelelerdir. Bu ameleler, aldıkları ücretlerinden başka bu binadan bir şeye mâlik ve sahib olmadıklarına tekraren hükmedecektir. Ve keza o çiçeklerin zevilhayata karşı gösterdiği kendini sevdirmelerine ve tebessümlerine dikkat eden anlar ki: Bir Hakîm-i Kerim tarafından misafirlerine hizmetle vazifeli bir takım hediyeler ve güzelliklerdir ki, Sâni'(her şeyi sanatlı yapan cenabı hak) ile masnu (sanatlı olarak yapılmış varlıklar) arasında bir tanışma sebebi olsun ve tahabbüb olsun.
Eyyühen-nefs! Sen her bir eserde eserin sahibinin azametini görmek istiyorsun; fakat, haricî olan manaları zihnî manalarda arıyorsun. Esma-i hüsnanın her birisinde bütün esmanın şuaatını görmek istiyorsun. Her bir latifenin zevkiyle bütün letaifin zevklerini zevketmek istiyorsun. Her bir hisse tâbi olan işleri ve hacetleri îfa ederken, bütün hislerinin işlerini beraber görmek istiyorsun. Bundan dolayı evhama maruz kalıyorsun.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) Bir nimetin umumî ve herkese şamil olması, kıymetinin azlığına ve ehemmiyetsizliğine delalet etmez. Ve o nimetin bir kasd ve iradeden gelmemesine emare olamaz. Meselâ: Göz nimetinin bütün hayvanlarda bulunması, senin göze olan şiddetli ihtiyacını hafifletemediği gibi, gözün kıymetini tenkis etmeye de sebeb olamaz. Ve keza hususî ve tek bir nimetin tesadüfü mümkün olsa bile, umumî bir nimet mutlaka bir nimeti verenin eseri ve iradesidir.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) Her bir hayat sahibi canlınıı hayatında sonsuz gayeler vardır. Bu gayelerden hayat sahibi canlıya ait ancak binde birdir. Bâki kalan gayeler,sonsuz olan mâlikiyeti nisbetinde hayatı icad eden zâta aittir. Öyle ise, büyük bir mahlukun küçük bir mahluka kibirlenme hakkı yoktur. Ve hakikate nazaran abesiyet de yoktur. Çünki bir hayatın bütün faideleri, bir zîhayata ait değildir ki, abes olsun. Evet yer yüzünde her sene yapılan allahın umumi ziyafeti nev'-i beşere halife olduğu münasebetiyle bir ikramdır. Yoksa hepsi onun istifadesi için değildir.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) İnsanın zihnine bazan şöyle bir vesvese gelir, der: “Sen de âdi ve böcek gibi bir hayvansın. Hayvanlardan fazla ne kıymetin var? Hem de semavat ve arzı yed-i kudretine alan Hâlık-ı Zülcelal'e karşı ne meziyetin ve ne gibi bir hizmetin var ki, seninle meşgul olsun? Bu vesveseye karşı şöyle bir hakikatı düşünmek lâzım:
1- İnsan sonsuz acz ve fakrıyla beraber Cenab-ı Hakk'a imanıyla, kudret ve zenginlik ve onura mazhar olmuştur. İşte bu mazhariyetten dolayı insan, hayvaniyetten terakki edip halife-i zemin olmuştur.
2- Cenab-ı Hak kudretinin kapsamlılıgı ve azemetiyle insanın duasını işitir, ihtiyacını görür. Ve semavat ve arzın tedbiri o insanı da düşünmeye mani değildir.
Sual: Cenab-ı Hakk'ın küçük şeyler ve kıymetsiz emirler ile iştigali azametine aykırıdır?
Elcevab: O iştigal, azametine aykırı değildir. Bilakis, meşgul olmaması azamet-i rububiyetine (rab olmanın büyüklügü) bir eksikliktir. Güneşin ışıgından bazı şeylerin mahrum ve hariç kalması,güneşe bir eksiklik olur. Maahaza bütün şeffaf şeylerde görünen güneşin timsallerinin her birisi, “güneş benimdir.güneş yanımdadır. güneş bendedir.” diyebilir. Ve zerreler ile güneş arasında sıkışıklık yoktur. Bütün mahlukat -bilhassa insanlarda ferdî olsun, nev'î olsun,kıymetli olsun kıymetsiz olsun- ilim, irade, kudret itibariyle Cenab-ı Hakk'ın tecellisine mazhardır. Herbir şey, herbir insan, “Allah yanımdadır” diyebilir. Bilhassa insanın za'fı, fakrı, aczi nisbetinde Cenab-ı Hakk'ın kurbiyeti ve her bir şeyin Cenab-ı Hak'la münasebeti olmakla beraber, o da münasebetdardır. Ve sonsuz acz ve fakrı olan insan, sonsuz kudret ve zenginlik ve azameti olan Cenab-ı Hak'la münasebeti ne kadar latiftir.
Takdis ederiz o zâtı ki, en büyük lütfu en büyük azamete, en yüksek şefkati en yüksek ululukta idhal ettiği gibi, sonsuz yakınlıgı sonsuz uzaklıgı ile bir araya getirip, zerreler ile şemsler arasında uhuvveti tesis etmiştir. Birbirine zıd olan bu şeyleri bir araya toplamakla büyüklük derecesini bir derece göstermiştir.
İ’lem Eyyühel-Aziz! ! (ey aziz kardeş bilesinki) İmana ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim salih ameldir. Sâlih amel ise, maddî ve manevî kul hakkına tecavüz etmemekle, allahın kulları üzerindeki hakları da bihakkın îfa etmekten ibarettir. Ecnebilerden alınan maddî bilgiler, san'at ve terakkiyata ait ise, lâzımdır. Sefahete dair ise muzırdır.
Ey merhametlilerin en merhametlisi olan allahım muhammedin (s a v)ümmetine merhamet eyle onun ümmetinin kalb lerini iman ve kur’an nuruyla nurlandırkur’an’ın burhanını aydınlat ilzam şeriatını yükselt.amin…
|